özetle: editör. yazör, çizör, rugbyci. Kırkıncı Kapı'da sorunlu bekçi. - nam-ı diğer muhtar. / özetsiz: "Melih Tuğtağ'ın (nam-ı diğer muhtar'ın) hayattaki en büyük başarısı; İstanbul sınırları içerisinde doğarak, İstanbul'a yağan son büyük karın, onun olduğu bir dünyaya bir daha yağmak istememesinden dolayı; "son" olmasına sebep olmasıdır." Bu cümleden de anlaşılacağı üzere 80'lerin sonunda İstanbulda doğmuş, mühendis kafası, talim ve terbiyesi ile yetiştirilmiş bir yazarımsı, çizerimsidir Melih Tuğtağ. Çeşitli edebiyat ve çocuk dergilerinde yazar ve çizer olarak da yer alan Melih, şu anda Kırkıncı Kapı'da sorunlu bodyguardlık yapıyor. (kendinden 3 tekil şahısta bahsetmesi tamamen özgeçmiş formatının halt yemesidir) -iletişim: tugtagmelih@gmail.com
Catching Elephant is a theme by Andy Taylor
“elbette kırlardan gelecekler kırlardan
kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber”
“…
bireysel olarak silahlandım
tuttum kafandan gözlerinin içine bakıyorum
…”
Kırkıncı Kapı şiir günlerinin 10. gününden: Dipolarmola
Gecikmiş bir iftar hatırasıdır vesselam.(Flickr)
Marie Antoinette iyi ki Adana’da yaşamamış.
-“ekmek bulamıyorlarsa şırdan yesinler”
-“kaç abi kaç kaç kaç”

yalan haberlere inandıkları için halka karşı “halkımız araştırmayı sevmez, ne versen yutar zaten” gibi bir üstten bakışa girişen dümbükler, halk niye araştırsın olayların aslını? gazeteci mi? istihbaratçı mı bu halk? ya da halk araştıracaksa sen niye varsın?
hasbelkader edindiğin bilgi ile soşıl medya görgüsüzlüğü yapıyor olman seni bir üst mertebeye mi çıkarıyor?
işin kötüsü “o haberin aslı bu” diye böbürlenip, avamı ezerek kendini havas gibi göstermeye çalışan bu merkepler, esas olarak gördükleri bu “ulu” bilgileri sosyal medyada kaynağını bilmeden öğreniyorlar. yani o araştırmayı sevmeyen, ne versen yutan “halk” ile aynı kaynaksızlıktan besleniyorlar aslında.
kıçımın entelleri, nasırımın havasları.
İsyan etmemek için Allah’ım
İsyan etmemek için bir merdiven göster bana
Yukarı çıkayım tüm aşağı doğrulardan
Bu yol nereye doğru
Ya da ne doğru bu yolda? -bilmeyeyim
Bir doğru mihenk taşı lazım bana
Bir de tüfenk bana doğru
- Melih Tuğtağ, Yabancı Bir Dildir Sadece
Kocaman kocaman pazuları vardı babamın
Öptüğümde geçerdi tırnağındaki çekiç izi
Ben onun küçük doktoruydum
O ekmeğimizin reçetesi.
- Erdem Arslan, Yedi Nokta Çocuk
Rahle-i tedrisinde hâlâ bana yer var mı?
Hangi fakültenin kürsüsünden fırlar haşmetin
Şu önümdeki gudubet sürüsüne bir üfle artık baba
Üfle de sönsün kandili, merhalesi kalmamış kıyametin
- Yağız Gönüler, Sürünceme
İki elimin arasına sığan tek endişe olan başımı ararken
Ölsem tırnaklarım dokunaklı kirlerle kaplanır
Ölsen ağlayanın yok ne de olsa
Ölse kahrımdan adına Baba denir.
- M. Faruk Özcan, Üzerime No: 54 Yazın
Şiirlerin tamamı için: Sahte Vefa (Mayıs 2013)
http://sahtevefa.blogspot.com
https://www.facebook.com/SahteVefa
https://twitter.com/Sahtevefa
dün paylaştığım Zarifoğlu’nun dizesine, benbizzatkendim‘den güzel bir kontra geldi. ikisi bir arada durmalı diye düşündüm.
“ve başınızın içi cenaze”
-Zarifoğlu“I felt a Funeral, in my Brain.”
-Emily Dickinson
“ve başınızın içi cenaze”
-zarifoğlu
Halk aşksızsa sokaklar
banka dükkânlarıyla doludur
Ellerimi kalp olmayan sularla
ıslamaya alışır o kızlar
-Zarifoğlu
Yıpranan kitaba bir çeşit bypass çalışması: Ergin Günçe
(Aslında bildiğin yırtıldı)
sesli bir ortamda konsantre olup bir şey okuyamayınca gözlerimi kısıyormuşum.
gözümü kısınca dünya da kutuplarından sıkışıyor.