Hayata karşı hayvan duruşu

Hayata karşı hayvan duruşu

Fıtr bayramınız mübarek olsun.

"benhiç kimse"

Ramazan Bayramı’nın son sahuru.

Bayramınız mübarek olsun şiş göbekliler, karnı guluk guluk çalanlar, dişini fırçaladığından ağzı kuruyanlar.

Dünya’da şu an, yaşayan aslan sayısından daha fazla, aslan heykeli varmış.

Çünkü biz doğayı değil, doğadaki zahiri yakışıklılığı seviyoruz.

Tevhid’de hayır vardır. Allah yar ve yardımcıları olsun. Saflarını sıklaştırsın.

Evde insandan çok salyangoz var :/

Evde insandan çok salyangoz var :/

142 kez oynatım

Yunus Emre Nireee? Aşık Şem’i Nireee?

Hemen peşin peşin cevabı vereyim: İkisi de aynı yerdir.

Evet, evet. Hazreti Yunus Emre de, Aşık Şem’i de bir “yer”dir. Ve o yer eve döneceğimiz, şarkımıza döneceğimiz, kalbimize döneceğimiz yerdir.

Joseph Campbell 1948’de Kahramanın Sonsuz Yolculuğu isimli kitabının önsözünde şunları aktarmıştı: 

Veda’larda bize söylendiği gibi: “Gerçek birdir, fakat bilgeler ona birçok isim takmışlardır.”

Gevur bilgeler diyebilir, ama ben arifler, erenler, hazretler, Allah dostları, insan-ı kamiller demeyi tercih ediyorum.

Nutk-u şeriflere veya halk edebiyatına baktığımızda ariflerin sürekli birbirini tekrar ettiklerini görürüz. Aynı şeyi başka ifadelerle söylerler. Çünkü hakikat bir tanedir. Biz sadece, o hakikatin meşrebimize uygun bir ağızdan söylenmiş halini gönlümüzde ikame ettiririz.

Mesela yukarıdaki kayıtta merhum Kazancı Bedih’in sesinden dinlediğimiz, güftesi Aşık Şem’i’ye ait “Ben beni bilmem neyim” adlı eser ile Yunus Emre Hazretleri’nin meşhur “Bana seni gerek seni” nutk-u şerifi aynı yerden çıkıp, aynı yere gider ve aynı yerdir. Bu yer bir ruhtur. Bu ruh “Anadolu İrfanı”dır.

Bahsi geçen iki eserden birer bölümü cımbızlayıp, Anadolu irfanının ışık tuttuğu “Hakikat”i daha açık etmeye çalışayım.

Cennet cennet dedikleri 
Birkaç köşkle birkaç huri 
İsteyene Ver anları 
Bana seni gerek seni

-Yunus Emre Hazretleri  (13. yy)

Vakıf oldunsa eğer Kalu-Bela esrarına
Maksadın ancak rızadır Cennet-i Ala nedir

-Aşık Şem’i (18-19 yy)

Hatta kaydın hatrına “Ben beni bilmem neyim”in tam güftesini de koyayım:

Ben beni bilmem neyim dünya nedir, ukba nedir
Söyleyen kim, söyleten kim, aşk nedir, sevda nedir

Mey nedir, saki nedir, Mecnun nedir, Leyla nedir
Kimse idrak eylemez bu alem-i eşya nedir

Gül dırahtında kuru feryad ile kam isteyen
Ölmeden dostun yolunda tuttuğun dava nedir

Arayıp gezmektedir pervane aşkın ateşi
Dosta can vermek muradı bilmez istiğna nedir

Takılıp zincir-i aşka divane oldunsa eğer
Halkı taciz eyleyip senden sana şekva nedir

Vakıf oldunsa eğer Kalu-Bela esrarına
Maksadın ancak rızadır Cennet-i Ala nedir

Şem’i gibi ishar olur her kimde var enva-i aşk
Aşikare yanmalı aşıklara ihfa nedir

Aşk pazarına fuzuli kimse basmasın ayak
Şem’i yanmak rif’atın oddan sana perva nedir

19 Temmuz Cumartesi günü imza için Beyazıt Kitap Fuarı’nda olacağım. 
Beklerim.

19 Temmuz Cumartesi günü imza için Beyazıt Kitap Fuarı’nda olacağım.

Beklerim.

"Nasıl ki Güneş, hakikatte doğup batmıyorsa, insan da hakikatte ölmez."

-Ömer Tuğrul İnançer

Kitap hakkında çıkan haber:Çocukları ciddiye alan karakter: Sessiz Sakinhttp://goo.gl/74VNq9 

Kitapla ilgili bugüne kadar başkaları tarafından yapılan en doğru tanım bu haberde geçiyor: 

"çocuklara düşünme payı bırakarak, sezgileriyle ulaşacakları bir yol çiziyor."

Kitap hakkında çıkan haber:
Çocukları ciddiye alan karakter: Sessiz Sakin
http://goo.gl/74VNq9 

Kitapla ilgili bugüne kadar başkaları tarafından yapılan en doğru tanım bu haberde geçiyor: 

"çocuklara düşünme payı bırakarak, sezgileriyle ulaşacakları bir yol çiziyor."

"Gregor Samsa’nın Sırtına Saplanan Elma" bugün 4 yaşına bastı!
——————————-
az önce tumblr reisi mail atmış bana. blogu açalı 4 sene olmuş ya hu.
epeydir burayı pek ihmal ettim, ama siz 4 yılın hatrına kusura bakmayın e mi tambılırcılar?

"Gregor Samsa’nın Sırtına Saplanan Elma" bugün 4 yaşına bastı!

——————————-

az önce tumblr reisi mail atmış bana. blogu açalı 4 sene olmuş ya hu.

epeydir burayı pek ihmal ettim, ama siz 4 yılın hatrına kusura bakmayın e mi tambılırcılar?

Şimdi size, bilhassa haddinden fazla düşünenlere, hiç beklenmedik bir yerde, hiç beklenmeyecek birinin, beklenmedik bir şekilde verdiği ibretlik bir ayardan bahsedeceğim:

Yalan yok, kendilerinden zerre haz etmem, ama ne hikmetse televizyonda Türkiye’ye konser için gelmiş olan Placebo’nun röportajına takıldı gözüm. Seneyi tam hatırlamıyorum. Röportajın yayınlandığı kanalın hevesli muhabiri muhtemelen günlerce “Ne soracağım?” ya da -daha muhtemel olanı bu- “Ne sorsam da daha etkileyici olsam? Ne sorsam daha şaşırtıcı olur?” gibi sorularla boğuşmuştu. Ve en sonunda, birkaç çıtır çerez sorunun ardına gizleyeceği asıl bomba sorusunu bulmuştu. O soruyu bulduğu anı gözümde canlandırabiliyorum. Muhtemelen içindeki çığırtkan ve zıplak “Vuhuuuuu” kızı ortaya çıkıp, komşularıyla zoraki paylaşımlara sokmuştu onu.

An gelip röportaj başladığında soluk benizli solist, tüm sıkkınlığı ile sıkıcı röportaj sorularını cevaplıyordu.

-İstanbul’u beğendiğiniz mi?

-Mıymıymıy

-Türk insanını nasıl buldunuz?

-Mıymıymıy

-Yeni albümünüz ne zaman çıkacak?

-Mıymıymıy

-… v.s.

Röportör sığ suda zebrasıyla iftar etmeyi bekleyen bir timsah gibi “o” soruyu soracağı zamanın gelmesini bekliyordu.

Sıkıcı sorular bitmiş, solist ve grup üyeleri yeterli sıkkınlığa ulaşmış ve röportörün “o” soruyu patlatma anı gelmişti.

Yalan olmasın, tam vakit tutmadım ama hanım kızımızın soru metnini okuması nereden baksanız beş dakika sürmüştü. Kızcağızın bu soru için çok hazırlandığı her halinden belliydi.

-Bilmem ne dergisine verdiğiniz bir röportajda şunu, MTV’de katıldığınız bir programda bunu demişsiniz. Bir şarkınızda benim anladığım kadarıyla bunlara muhalif olarak şu cümle geçiyordu. Sonra bir başka şarkınızda da şu kelime geçmişti. Sonra kuş uçmuş, kervan geçmiş, şoför atlamış, teker patlamış, dedemin sakalı dizlerini ovalamış. Eskiden konserlere hede hödö yazılı bir tişörtle çıkarmışsınız. Donunuz griymiş ve kuzeniniz yan kesicilikten, kaynınız adam vurmaktan içeri girmiş. Hepsini göz önünde bulundursak, e grubun adı da Placebo olunca… Şu bu mudur?

Grubun solisti tüm sıkkınlığı ile derin bir nefes alıp, beş dakikalık soru metnine şahane bir cevap verdi:

-Çok şey düşünüyorsun. Gerek yok.

hanım belgesel izlerken bile hüzünleniyor diye evde gerçek bir dram filmi izlemeye korkuyorum.

altı üstü aslan yemek yiyor ya hu. neymiş antilop çok güzelmiş. aslan onu neden yemiş. ekmek de güzel. ben ekmek yiyince ona ağlıyon mu?

özetle: hüzün, bir kadın mesleğidir.

bu sayısına benim de bir öykü ile katkıda bulunduğum Beyaz Bulut Çocuk Edebiyatı Dergisi 5. sayısı ile yakında raflara düşecekmiş.
Hayırlı olsun.

bu sayısına benim de bir öykü ile katkıda bulunduğum Beyaz Bulut Çocuk Edebiyatı Dergisi 5. sayısı ile yakında raflara düşecekmiş.

Hayırlı olsun.