bir ad sahibi: Melih -- yaptığı görsel işlerin üzerinde, M.T. damgasını göreceksiniz. 3 adet şiirimsi karakteri var ayrıca görünce şaşırmayın: 1-) nam-ı diğer muhtar 2-) Halk ozanı mel’oğlan 3-) Aşık Samsam-i Herif -- esasen; Kırkıncı Kapı'da sorunlu bekçi, bodyguard, sanat hizmetkârı. ayrıca: itülü, blogger, yazarımsı, çizerimsi, rugbyci, nam-ı diğer muhtar. http://www.kirkincikapi.com/
Catching Elephant is a theme by Andy Taylor
Yağmurlu İstanbul Mayıs’ı, Melancholy Man ve Edip Cansever
Rengini dünyaya ilk defa sunan
Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim
Sevgilim
Bana ‘sen bir şairsin’ dediğin zaman.Yalnız sana yazıyorum bu şiiri
İstersen bir şiir gibi okuma
Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu
Soğuklar başlayınca havalanıp
Millerce yol katettikten sonra
Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.Ve yazmış olacağım bir de
Her dönemde her çağda
Sevdanın kendine özgü diliyle.
—————————————————
şarkı: Melancholy Man - The Moody Blues
şiir: Edip Cansever - Adsız bir Çiçek
Eloğlu binlik bozdurur
Ben bozduramam
Eloğlu başını yastığa kor komaz uyur
Ben uyuyamam
Eloğlu sofrasında dokuz türlü
Benim aç yattığım olur bazen
Benim evim gecekondu
Eloğlunda apartıman
Eloğlunda ince müzik
Benimkisi aman aman
Benim kuru başım bana yeter
Eloğlunda karı kızan
Ben keçileri kaybettim
Eloğlunda usta çoban
Bu soyadı bana haram
-Metin ELOĞLU
ses düşer, anlam kırılır, haz adidas çantalara tıkıştırılır
beni sevmen karşılığında bile fikrimi değiştirmem
bir selam göndererek dostlara
kendime devam ederim
bütün ortalamaları birden değiştirir bu
bina temelden çürükse, kanser sıranız geldiyse
çok kalamam
birkaç soru cevaplayıp giderim
bir doğru bütün yanlışları götürür bu dükkanda
anlam herkesin ortak suçudur, kabul
ama sen yandaki dünyanın müşterisisin güzelim
beni tanımayanlarla konuşmam
senin bir şeyi sevmen çimlerle çok ilgili
ne çok çim ekiyorlar, senin bir şeyi sevmenle mi ilgili
çim devrimi gibi bir sonuç bir şeyi sevişinde
üçüncü dünyacı
okul sonuncusu
o eşsiz sonunculuk
bir belkiden güzel bir adam tamamlayan
aşevlerinin kapılarına asan poetikasını
şiirden hayat kadar anlayan
(“hiç ölüm emri vermemişler şiirden anlamaz”)
garson değiştir şu her şeyi
sen kal!
kalbi tabaklara taşıyan bir kaşık al
esmerlik bitirilmiş kitaplar arasında
düzeltilmeyi reddeden şiir sertliğinde
kullanılmayan kederler çekmecesinde
sehpanın üstünde eskimiş huzursuzluk
portmantoda, Şemsiyenin yanında seni bekleyen sevinç
beni bekleyen ödül: “akşama görüşürüz”
-Osman Konuk
——————————————
Tehlikeli Belki / syf: 32-33-34
burası sebepsiz hüzünler sultanlığı
gözyaşlarıyla ağlanmayacak çünkü şehzademiz yok
ancak gözlerimizi biriktirebiliriz içimizde
kırdık kafasını zekanın ölümden öte ölüm-çok!”
yeter ulan yeter!
rahat bırakın şiiri.
“şiir şudur”
“şiir budur”
“şiir odur”
…
tanımlaya tanımlaya sıçtınız içine.
-“şiir, kanadı kırılmış bir bıldırcının ruhunda açılan girdaplardır”
+”yakalayın dallamayı! sakın kaçmasın!”
-“şiir, akşam vakti son fırtını çekmeden önünden alınan çayınınahuhağzımyüzüm vurmayınabiler!”
+”ağzına vurun ağzına”
-“şiir, kalbi kızgın kumlardan serin sulara atlayan aşıkların iç acııııaah….”
+”tam isabet! headshot!”
şiir, zıkkımın pekidir dostum. kötektir. yer misin?

[bu, bir ekmektir! yersen]
sonra dedim ki Azam Ali’ye “ver elini Sezai Karakoç’a” sonra bize Rembrandt da katıldı.
Ne cennet ne cehennem ne dünya
Araf’ım ben
Cennet demektir benden biraz ileri gidersen
Arkada bıraktığım ateş kayaları
Dünyadır cehennemdir

—————
müzik: Nour

sonra Caravaggio’ya dedim ki: “ver elini Sezai Karakoç’a”
Senin mesleğin bir bakıma bir ölüm mesleği
Bozulmuş saatleri ölümle iyi etmek
Ölümle açmak kurumuş dudakları
Ölümle açmak kapanmış gözleri
Öleni ölümle diriltmek
Ölümle sağ tutmak sağ olanı
Ölümün ışınıyla görmek
Karanlık gecede
Karataştaki
Kara karıncayı
bütün dil seni susturmak içindir be.
ağzına öyle sokarlar ki kıvranan kıvraklığı
hecelerini yutarsın
kafatasını boşaltıp sıvı bir ruh akıtırlarken
-İzzet Yasar ile Goya etki kardeşidir

O zaman da aynı karanlık
aynı yarasaydı,
Manolya delirmezden önce.
Büyükannemizin kocaman bakla bir evi,
Uzun pencereleri vardı, sedirinde
ölü doğmuş fareler pembeliği.
Okurduk leziz balgamlı gazetelerini
büyükbabamızın,
Okşarken ve korkarken erkek anamızdan,
Babamız bir gılman, pir şefkat,
Acımızın cümbüşünde sarsak bir kukla,
O yokuşta onursuz müezzin kuşları,
Sabaha karşılar, akşama karşılar hep,
Dizleri topunun diplerimiz olmuştu,
Uzun uzadıya bir fener alayı…
Karanlık aynı, yarasa ayna,
bu eller bu yüz’den yıkandıktan,
Manolya delirdıkten sonra.
-Nilgün Marmara
Bakire Kızlar Manifestosu
ben senin bildiğin kızlardanım kerem
alıcı gözle seyrederim kendimi vitrinlerde
ışığı kapatman yeter bozulmam kotla sevişebilirim
beni hep sev onlar da sevsin -göz çıkarmaz-
acıtırsa fermuarım yarın sevmeyebilirim
işte söyledim, nihayet söyledim, oh be söyledim
ben senin bildiğin kızlardanım sevgilim
karşıma çıkacağını mesela üç vakte kadar
ela olduğunu gözlerinin şöyle omuz genişçe
-nasıl da biliyor ölmeyesice-
doktor olsun mühendiz… öğretmenler aç
kızım gözlerini aç benim gibi olma kaç
mesela sensiz yaşayamam sevgilim
güzel ve nassı farklı olduğumu diğerlerinden
mesela hayvan isimleri koy bana
küçüktavşanımcicikuşum en az üç defa
benden önce yoktu di mi sevgilim
işte söyledim, nihayet söyledim, oh be söyledim
ben senin bildiğin kızlardanım sevgilim
bütün kızlar gibi aşka şiir
verebilirim
-Aslı Serin
Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız
Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk
-Ecegillerin Ayhan
Ama sadece sanat sevgisi mi dersin
Veysel’i Veysel eden?
Usta olmak yeter mi dersin sazın sapına kadar?
İşin içinde zokayı yemek var
Yedisinde kaybetmese iki gözü
Ne tadı kalırdı şu beytin ne tuzu
Kuş olsaydın kurtulmazdın elimden
Eğer görse idim göz ile seni…
-Bedri Rahmi Eyüboğlu
——————————————————
resim: Bedri Rahmi Eyüboğlu - Aşık Veysel
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
-Özel İ.
Seneler,seneler evveldi;
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı,bileceksiniz
İsmi Annabel Lee;
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekden başka beni.
-Edgar Allan POE
—————————
şarkı: Il Divo - Isabel